31 Ekim 2015 Cumartesi

İlhami Çiçek ile Stefan Zweig'in veya Müslüman Bir Şair ile Kafir Bir Romancı*’nın Satranca Bakışı - Ali Yılmaz

(Karanfil Fanzin'in 16. sayısında yayınlanmıştır.)

Satranç yüzyıllarca oynanmış ve hala oynanmakta olan, eski fakat güncel, bilinen fakat çözülememiş bir oyun. Oynanmasının yanında üzerine kafa yorulmuş, düşünülmüş, yazı yazılmış ender oyunlardan. Ben satranç hakkında  yazılan yazılardan ikisinini; Stenfan Zweig’in Satranç romanını ve İlhami Çiçek’in Satranç dersleri şiirini ele alacağım.

Zweig’in romanında normal insanlar iyi bir satranç oyuncusu olamaz. Oyunculardan biri tüm zihnin oyuna yönlendirmeyi başarabilen bir ahmak diğeri ise zihnini bölümleyerek kendisiyle satranç oynayan (buna oyuncular “körleme” diyor), hatta zihnini dörde, sekize bölerek kendi kendine birçok oyun oynayan dahi sayılabilecek bir insandır. (Satranç oynayan ahmağın Hitler’i temsil ettiğine dair söylentiler var)

İlk oyuncu -Mirko Czentovi- hiçbir şeyi başaramayan sadece verilen işe odaklanan onun dışında ise saatlerce bir sandalyeden oturan birisidir. Bu oyuncunun satranç oynayabilmesi için kesinlikle elle dokunulur bir satranç takımı olmak zorunda. İkinci oyuncumuz Dr.B başarılı bir insan olarak tanıtılıyor. Satranç macerası ise Almanya’nın Avusturya’yı işgali sırasında tutuklanarak hapsedildiği boş bir odada gardiyandan bir satranç kitabı çalmasıyla başlıyor. Fakat bir satranç tahtası olmadığı için zaman geçirmek için oynadığı tüm oyunları körleme oynuyor ve bu bir süre sonra hastalığa dönüşüyor.

Buradan anladığımız üzere Zweig günlük hayatın satranç oynayışı üzerindeki etkisini belirtiyor. Fakat Zweig’in romanında satrancın hayata bir etkisi görülmüyor  – Dr. B’nin aşırı satranç oynaması sonucu bir nevi şizofreni geçirmesi dışında-. İlhami Çiçek’e gelince, o, şiirinde satrancı yorumlamaktan çok satranç üzerinden hayatı yorumluyor diyebiliriz. Örneğin: “Bir oyuna rasgeldim / her taşı Yakup hüznü” mısraı hemen göze çarpıyor ve bu mısrada farklı bir durumu fark ediyoruz; İlhami çiçek taşlara ve oyuna bir anlam yüklüyor. Bu taşlar hüzünlenebilir ve yahut ölebilirler, satranç tahtasından çıkmak taşlar için bir ölümdür. Her taşın şairin aklında uyandırdığı bir imge, bir anlam var. Zweig’in romanındaki karakterlere göre ise bu taşlar galibiyete götüren birer ufak taş parçalarıdır. Şekillerinin, isimlerinin bir önemi yoktur; önemli olan o taşların işlevleri ve güçleridir. Diyebiliriz ki Zweig’in romanında piyonlar düz ilerleyen, çapraz şekilde taş yiyebilen stratejik olarak harcanabilecek ufak “şeyler”dir. Fakat İlhami Çiçek olaya farklı bir bakış açısı getiriyor: “yerine göre piyon da bir tufandır / içinde hep bir vezir mahzun / düz gider çapraz vurulur ve uzun uzun / günbatımlarını çağrıştırır”. Aslında her hayat bir satrançtır, İlhami Çiçek bir dizesine ”ey atını kaybeden oyuncu” diyerek başlar. Böylece İlhami Çiçek’in “taş imgeleri”nin bire bir hayattan alındığını anlamış oluyoruz. Satranç tahtasısını ise zaman olarak değerlendirirsek ömrümüzü, mekan olarak değerlendirirsek dünyamızı simgeler. Kısaca Zweig satrancın mantığında, İlhami Çiçek ise felsefesindedir. Benim  fikrimce ise Zweig satrancı bilen, İlhami Çiçek ise satrancı anlayan bir insandır . Bu bölümü İlhami Çiçek ile bitirelim: “göğe bezgin bakanların bir türlü öğrenemediği / bir oyundur satranç.”.

Diğer konu ise kadındır. Zweig’in duyguya yer olmayan salt mantık satrancında yalnızca bir kere görünrn hemşireden başka kadın yoktur. Oyuncularda hatta oyun alanında –yani gemide- ise hiçbir kadına rastlamıyoruz, bu oyuncuların sevdikleri herhangi bir kadın da yok hatta annelerinin bile bahsi açılmıyor. İlhami Çiçek’in şiirinde ise kadın vardır/yoktur’dan öte kadın ve erkek ayrımı yoktur diyebiliriz. İlhami Çiçek olaya güç değil güçsüzlük açısından bakıyor. Her oyuncu biraz yeniktir, bizim galip olarak belirlediğimiz taraf daha az yenik olandır. İlhami Çiçek’in deyimiyle “Kesin mat yoktur / İyi oyun vardır sadece. ”

Zekayı güç, satrancı güç savaşı olarak gören Zweig güç odağı zeka bile olsa, kadına yer vermiyor. Bir Alman sosyalisti, karısıyla Nazi’den kaçıp, beraberce intihar edecek kadar romantik bir Alman sosyalisti bile kadına herhangi bir rol biçemiyor.

Yazımı Merkel’i anarak bitiriyorum.

*Biliyorum arkadaşlar Satranç roman değil uzun öykü

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder