31 Ekim 2015 Cumartesi

Patikalar İz Boyu - Zülal Davan

(Karanfil Fanzin'in 16. sayısında yayınlanmıştır.)
“yediğim sofralarında ey yeryüzü
abarttın ekmeği
eti abarttın daha çocuktum
içinde masal kızının saçlarını taradığı”

İlhami Çiçek
Mevsim güz. Yazdıkça çoğalmayacak, yazdıkça eksilmeyecek bir nehrin kenarındayım. Bir çiçek dahi ulaştıramayacağım kıyısına. Oysa o nehir, sanki; eski çağlardan, âherlenmiş kağıtlardan, dağdan aparılmış kar topaklarından, anka’nın taşıdığı bir şiir demeti uzatıyor bana. Şimdi kim bilebilir; mevsimleri, nehirleri, boşaltılmış şehirleri, uzakları mümkün kılan atları ve hüznü koygun bir minyatüre dönüştürme kuvvetinin nereden geldiğini? Surnâme minyatür koruyucuları haberdar mıdır bu şiirlerden?

Soruların ansızın, büyük dalgalarla çıkıp geldiğidir:
-Nice güneş batışını yerinde görmek hangi hisleri görünmez kılar?
-Çağ, yani oyuncu bir alınyazısını tartışabilir mi?
-Bir dağ bir bilekte nasıl seyirir?
-Anka nicoldu?

Öyle bir ıssızlık ve kimsesizlikle çalar  ki kapınızı, kadim bir kalabalık olur yurdunuz. Ardından hemen hatırlatır :”her dakika henüz ölmüş gibi Ebuzer kimsesizsindir”. Ebuzer olmadan dünya ne kadar da yalnız. Nehir de öyle. Buruk düğümler atılıyor kalemin burcuna. Kuşatılıyoruz bu gök bu rüya. Yeryüzü kırlarının uzağında kaldık. Masallarda yer ayrılmamış bu hüzne. Oralarda güç uğurlandıkça kimseler, titrek bir hüzün veda ediyor bize. Korkuyoruz bu çağdan. Unutuyoruz gök resmini. Kimseler dalgın kalamıyor şehirlerde. Oysa nehrin kıyısına varınca o hüznün gölgesinde dalgınlık sığınak oluyor bize. Kıyısında kandiller yanıyor, ufka uzanıyor patikalar, ay ezgilere bölünüyor. Her nehir en çok taşlarını anlar. Bir çakıl taşı ısınabilir öylece orta yerde. Gün çözülürken nehrin gölgesinde ben şehre varıyorum. Veda edilemeyen bir  nehir içimde.

Nehri, sahaflarda arayan bir hüzün leylası kaldı bize. Her sahaf çıkışı bir çerağ yandı içimizde. Şurda güneşe ne kaldı, diye bir umut.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder