6 Ağustos 2016 Cumartesi

Türk Şiirinin Ontolojik Orijini: Müslüman Olmak - Dinçer Karan

(Karanfil Fanzin'in 20. sayısında yayınlanmıştır.)

Şiir bizim için bir meseledir ve bizim her meselemiz ciddidir. Şiirin şuur ile, şuurun da şiir ile bir münasebeti vardır. Tıpkı dilin kalp ile, kalbinde dil olan münasebeti gibi. Dil ile ikrar ettiğimizi kalp ile tasdik etmek! Türk şiiri ise dil ile kalp arasında şöyle bir memuriyete sahip: Dil ile remzlenen, billurlaşan hakikatleri, ilahi pırıltıları kalpte anıtlaştıran müesseselerden birisi de şiirdir. Kalpte meskun bulunan hakikat yansımalarını bir çağlayan halinde dile inkişafını sağlayan yine şiirdir.

Peşinen bildirelim ki, Türk şiirinde her şeyden önce, zaman ve mekan gözetmeksizin irtibatlı bulunan tek bir merkez var: Müslüman olmak. Çünkü mutlak doğruyu ve mutlak güç sahibini anlama, anlatma gayretiyle, insanoğlunun bu dünyada neye tekabül ettiği sorusu üzerinde ilerliyoruz. Şiir adına giriştiğimiz her iş, her teçhizat,  mutlak anlamda güzel olanı —  doğru olanı, daha güzel ve daha doğru bir biçimde dile getirmektir. Şiirin ve şuurun, estetiğin ve düşüncenin birlikte olması gibi güzellik ve doğruluk da birbiri ile temas halindedir. Şiiri en basit ifadesiyle güzel söz söyleme işiyse eğer, güzel olan da iyi ve doğru ise, iyi ve doğru olan İslam ile birlikte bulunduğuna göre meselemiz gün ışığına çıkmış bulunuyor.

Biz merakımızı kaybettik ve o kaybediş ile birlikte oluşan boşluğu hayret etme ve hayret edileni monte etme metodunu kullanarak doldurma çabasına giriştik. Şiirimiz şairini aramaktadır. İşte bu yüzden şiirimiz Amerika’ya kafa tutamıyor. Çünkü şiirimiz belediyeleşti. Sezai Karakoç’un şu cümlelerini iktibas ederek bu meseleye virgül koymak isterim.
“Benim şiirim, aşk, hürriyet, yaşayış ve ölüm gibi varolmanın dinamitlendiği noktalardaki trajik espriyi, irrasyonele ve absürde bulanmış mutlakı zaptetmektir. Gittikçe şiirde bunu yapmak istiyor şiirim.”
Sezai Karakoç, Edebiyat Yazıları II, sf. 36

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder